24.09.2010

“specter of an impossible desire: the desire to remember and to be remembered”















Fotoğraf’ın ölüm ile ilişkisi üzerine çok düşünüyorum… yıllardır… Sevdiğiniz birinin fotoğrafının yas, özlem, hafıza, anı, yadigar ile olan ilişkisini, fotoğrafa dokunmanın, özlediğiniz kişiye deymek ile bağlantılı olmasını, fotoğrafın ait olduğu kişiden izler taşımasını çok heyecan verici buluyorum. Batchen fotograf’ın imkansız bir hatırlama ve hatırlanma arzusunun hayaleti olduğunu söylüyor. Bu arada bunları yazarken alnımı dizime deydirmeye çalışıyorum. Yada alnımı dizime deydirmeye çalışırken, bunları yazdığımı düşünüyorum da denebilir. Yoga yaparken, (düşünmüyor olmam gereken bir anda) aklıma yine bu yaz tanıştığım Mark Cousins geliyor. Sıkıcı kişilerden bahsettiği konuşmasında  kokan kişilerden de kısaca bahsettiğini hatırlıyorum. Kokan kişilerin, farkında olmasalar bile, ardlarında kendi izlerini bırakmak arzularından dolayı kokmaya devam ettiklerini söylüyordu konuşmasında. Kokmaktan korkmayanların asıl dehşete düştükleri fikir bir gün unutulacak olmaları idi. Tanımadığım bir kişinin beden kokusunu duymanın verdiği rahatsızlıkla nefesimi tutmam ile, sevgilime sarılırken kokusunu içime çekmemdeki karşıtlık tıpkı fotograf ile kurduğumuz kişisel ilişkiye benziyor aslında. Başkasının fotografına sahip olmak, başkasının kokusunu korkusuzca içine çekmek aslında onu unutmamak ve kendinin bir parçası yapmak için gösterdiğimiz çaresiz bir çaba gibi. Karşılaştığım kokan kişileri unuttup unutmadığımı düşündüm. Kişiler aklıma gelmese bile, kendi sınırlarımı korumak için gösterdiğim çabayı hatırlıyorum...karşımdakinin parçaçıklarını, gölgesini, izlerini içime dahil etmemek için gözlerimi kapadığımı ve nefesimi tuttuğumu.... ama kokan kişiye dair bir ufacık anı belirmiyor aklımda. Onları unutarak, unutulmama korkularının pek de yerinde olduğunu açık etmiş gibi hissediyorum. Üzülüyorum... bir daha kokan biri ile karşılaştığımda, nefes almayı bıraksam da, hiç olmazsa gözlerimi kapatmıycam!

Hiç yorum yok: