Bazen biri ile karşılaştığımda ve kendisi ile belli bir zaman geçirmem gerektiği anlarda, karşımdakini çok sıktığımı düşünüyorum. Çok sıkıcı olduğum hissi, daha çok gerilmeme, hem ortamdan hem de kendimden ve karşımdakinden uzaklaşmama neden oluyor. Ne sessiz kalabiliyorum, ne de söyleyebilecek ilginç birşey bulabiliyorum. Tek çarem kendisine hiç ilgimi çekmeyen saçma sapan şeyler sormak oluyor. Bu ise, “naber?” ile başlayan, yaptırdığı kan testlerinin detaylarını dinlemem ile biten alakasız diyaloglara sebep oluyor. Bu yaz Birkbeck Üniversitesinde Mark Cousins’ın “Food for Thought: Reading and Eating” ismini verdiği oldukça heyecanlı (sıkıcı olmayan, pek samimi) bir konuşmasını dinledim. Anlatırken bir ara sıkıcı olmanın aslında pasif bir eylem olmadığını tersine sıkıcı kişilerin karşısındakini aktif olarak sıktıklarından bahsetti. Bunun nedenini ise; sıkıcı kişinin karşısındakini kendisine yaklaştırmaktan korktuğu için onu sıkıyor olduğu ile açıkladı. Ne seni bırakıyorlar, ne de yaklaşmana izin veriyorlar! Sıkıcı kişi hiçbirşeyin kendisine fazla yaklaşmasından hoşlanmaz. Samimi ve yakınlık duyar gibi olduğunda karşısındakini sıkarak kendinden uzaklaştırır ama bunu gitmesine izin vermeyerek daha da korkunç bir hale getirir. Kendim ile ilgili detaylar vermekten, hislerimi açık etmekten, yaşadığım önemli sayılabilecek olayları etrafımdakilere bildirmekten, insanların akıllarında belli kategorilere girmekten hiç haz etmiyorum. Herkezin aklında farklı bir karakter, her tanımlanmaya çalışıldığında tutarsız, aksak ve kalıpsız olıyım istiyorum. Biri “o böyledir” derken, diğeri “o hayatta böyle birşey yapmaz” desin istiyorum. Tanımadıklarımın, az tanıdıklarımın, beni tanıdıklarını düşünenlerin benim hakkımdaki fikirleri ile beni yakalamalarını, kıstırmasını ve benimle ilgili konuşmalarından hiç hoşlanmıyorum. Kayıp gitmek, akıp kaybolmak, bir arada tutulamamak istiyorum ve bundan dolayı bazen hatta pek çok zaman yolda karşılaştıklarıma karşı çok, pek çok sıkıcı olabiliyorum. Yaklaşmayın yaw. Ayrıca niye bu kadar çok şey soruyosunuz...
1 yorum:
Yorum Gönder