15.09.2010

silen adam

Unutmaya çalışan bir insanın hallerini hayal etmeye uğraşıyorum. Aklıma bir adam geliyor, sevdiği kadından ayrılmış, acı çekiyor. Onu unutmak dışında başka bir çözüm yolu bulamıyor hayatını eski haline sokabilmek için. Tüm amacı sevdiği kadın ile ilgili anılarını hafızasından silip, onu unutabilmek. Böyle bir karakter kendi anıları ile boğuşurken, bu kadını unutturmak için ona nasıl yardımcı olabiliriz? Unutturmak!  Hayal etmeye devam ediyorum. Ona bu kızı unutturmak icin önereceğim ilk şey evde kıza ait bulduğu tüm kalıntıları yok ederek işe başlaması oluyor. Tavsiyemi dinliyor ve harekete geçiyor, bense onu merakla izliyorum. Kıza ait tüm objeleri zevkle atıyor, fotoğraflarını ve mektuplarını yırtıyor, telefon ve telesekreter mesajlarını siliyor, bilgisayarda ona ait tüm dosyaları önce çöp kutusuna sonra ise bilmediği biryerlere gönderiyor, kızın kapı zilindeki ismini dahi karalıyor. Tahminimce adam tüm bu eylemleri kan ter içinde gerçekleştiriken büyük bir acı içinde! Yüzü sanki biraz daha kırışık, kalbi daha bir yavaş ve isteksiz atıyor, her an başka bir saç teli daha feda ediyor. Biliyorum ki kız arkadaşının imgesi ise sürekli aklında. Bir an için ondan kurtulduğunu söyleyemeyiz daha. Aksine adam herşeyi yıkarken şu anda onunla dolu. Onu unutmak için kızı hatırlamasını körükleyecek tüm ipuçlarından kurtulma planı kızın hayalinde daha da fazla canlanmasına neden olmakta. Ben panikliyorum. Yanlış bir öneriydi farkına vardım. Hafızasını daha da fazla devreye soktum.

Adam yırttıkça ve attıkça, yokettiklerine referans olan birsürü anı hücüm etmeye başladı. İpuçları, paylaştıkları anları tekrar yaşamasına neden oluyor. Bir sürü küçük ayrıntı ile beliriyor kızın imgesi gözünün önüne: sık kullandığı kelimeler, uykusu geldiğinde kekelemesi, en sevdiği renk, durmadan tekerleme söyleyen dudakları falan filan... Kızı hatırladıkça bellki ki adamın içi daha da burkulmakta ve hatıralarını duymamak için daha büyük bir hızla kız ile ilgili anılarını yok edeceğine inandırdığım atma eylemini sürdürmekte. Durmasını mı söylesem? Buna fırsat kalmadan farkediyorum ki adamın evinde artık kıza ait atacak bir şey kalmadı. Hatta kendi eşyalarının bir çoğu da yok odasında. Kendine ait olanların da kızın varlığının döküntülerini taşıdığını düşünmüş olmalı, hızını alamayıp hepsini atmış. Bu boşlukta yalnız başına dımdızlak kalmışken biliyorum ki şimdi hafızasının yanı sıra hayal gücü de devreye girmek üzere. Korktuğum başıma geliyor ve adam kızı artık hayalleri ile süslemeye başlıyor. Onu o kadar özlüyor ki, unutması ne mümkün. Kızın adamın kafasındaki görüntüsü adamın “atma, yırtma, silme” eylemlerini boşa çıkartacak bir şekilde kaybolup silikleşmek yerine daha da renklenip, güçlenmekte, hatta kız mucizevi bir şekilde artık olduğundan daha da güzel. Kızın hayalindeki mükemmele yakın imgesi ile yüzleşip boş odada onunla başbaşa kalmaktan korkan adam silme eylemlerine tekrar başlıyor. Ama artık atıcak hiçbirşey yok etrafında... Bu sefer daha öncekilerden farklı olarak unutmak için boş beyaz kağıtları silmekte, beyaz duvarları tekrar beyaza boyamakta. Kızı düşünmeyi durdurmak için yeni bir yol buldu. Kızı düşünmeye dayanamıyor çünkü. Kendi kendi ile hareketsiz kalmaya tahamülü yok. Adam kafası içinde konuşan kızın sesini dinlemek yerine kendi nefesini dinlerken durmadan boşlukları silmekte... Hiç istemese de onu biraz kendi ile yalnız bırakıyorum... Belki biraz zaman işe yarar umuduyla.

“Unutmak” kelimesi ile bu kadar ilgilenirken “hatırlamak” üzerinde durmadan olmaz. Hatırlamayı unutmak yerine kullanmayı tercih etmeli belki? Amacımız unutturmak yerine hatırlatmak olsa idi, hatırlatmanın da mümkün olmayacağını söylemek isterdim. Hatırlamak ile unutmak birbirinin zıttı yerine iki eş kelime gibi de görülebilir. Hatırlamak gerçekleri çarpıtmanın bir yoludur, böylelikle unutmaya çok benzer. Her hatırlama eyleminde gerçekler hatırlayan tarafından yeniden yazılır, yeniden yaratılır, gerçekte olandan farklı bir hal alırken, gerçek unutulur.

Sigmund Freud hafıza denen şeyin aslında bir olayın, tutalan ve depolanan bir merkezden çağırma metodu olduğu üzerinde durur. Ona göre hatırlamak; aslında unutmak ile eş anlamlıdır, çünkü hafıza olanı kaydeden bir mekanizmadan çok, sürekli yenileyen ve değiştiren bir sistemdir. Hafıza olarak tanımlanan olgu, gün geçtikçe yaşadığın olaylara göre değiştirdiğin bir öyküden başka bir şey değildir. Hatırlanan, hatırlama anında ve sonrasında sürekli değiştirilerek kaydedildiği için aslında gerçek olayı saptıran, dolayısıyla unutmaya neden olan bir mekanizmadır. Bir olayı anlamlandırabilmek için kişiler, olaya kendilerinden birer parça eklemekte ve olayı imgeler zinciri ile hatırlamaktadırlar.

Karakterimiz bıraktığımız yerde hala boşlukları silmekte. Yanına dönüyorum ve adamın sildikçe kızın kafasındaki imgesinin de silikleşmeye başladığını umuyorum. Kalbini rahatlatmak, kendi ile kalmak, belki adama vakit tanımıştır. Acısı ile yüzleşir. Zaman adama unutturuyormuş gibi yapar. Zaman geçtikçe artık detayları hatırlayamaz olur. Hatırlasa bile hatırladıkları artık hayal gücü ile örülmüş, boyanmış gerçeklikten uzak ayrıntılardır. Kızın sesi, kokusu, aurası, anılardan kalanlar ile hayal ettiklerininin oluşturduğu bir kolajdır artık.  Adam sildikçe, kızın anısı da silikleşir. Bir süre sonra adamın acısı diner ama kızın anısı asla kaybolmaz. Kızın anısının acısı adamın bedenine izlerini bırakır. Kızın anısı bedenini dönüştürür, damgalar. Kız anısı adamın bir parçası olur. İşte o zaman adamın kızın anılarını öğüttüğünü söyleyebiliriz belki, ama kızı unuttuğuna karar veremeyiz. Kız ile ilgili kendi yarattığı bir anı sözkonusudur artık. Gerçekten uzak olsa bile kıza ait bir anı olarak hafızasında yerinden kımıldamadan durmaktadır.

Unutturmak için hatırlatmak gerek. Her hatırlamamız yaşanan anı tekrar yazmamıza neden olup kendi hislerimize göre onu tekrar kurgulamamız anlamına gelse bile, kafamızdan bilgisayarların yaptığı gibi uçup gitmemekte. Sevgili karakterimize unutturmak için onu hatırlamaya koşmak en doğrusu olsa bile unutturma denememin pek başarıılı olduğunu söyleyemem. Adamın ise unuttuğunu... Ama hatırladıklarının yaşadıklarından çok farklı olduğuna eminim.


1 yorum:

cloud garden dedi ki...

“The echo, which is memory, is simultaneously tells you you exist and its what traps you.''