Ölü, fotograflanınca ikinci kez ölüyor sanki. İki kez nesneleşiyor. Hem öldüğü için nesne artık, hem fotografı onu nesneleştiren. Fotograf yaşayanları da öldürüyor. Zamandan kaynaklanan ayrılık fotografta katlanıyor gibi… Zaman bazlı bir yokluk söz konusu… “artık eski ben yok, o halimden eser yok”. Gençlik fotografında bakıp kendine dair bir "absence" görebilir kişi. Kendi hallerine uzak olmanın verdiği acıdan dolayı bir özlem duyabilir. Ya da eski hallerinin artık var olmamasından (ölmesinden) dolayı duydugu yas onu yaralayabilir… Bunu nasıl açıklayacağız? O yüzden mi her fotograf aslında kişinin kendi ölüm ilanı gibi. Eskiden var olan ama şu anda olmayan bir halin ölüm ilanı…
Geçen pazar, nasıl oldu bilmiyorum ama birşekilde cesaret edip eski videoları izledik. Eski fotograflara bakmak, hele de eski videoları izlemek gerçekten kişiyi dağıtabilicek eylemler. (Kenarlarda yürürken hiç izlememek lazım, atlamaya etken) Zaten sadece 10 sene geriye dönebilmeye cesaret ettik. Bir kasette Üniversite 3'deyim daha. Saçlarım kıvır kıvır, pek romantik, perma yaptırmışım. Bir kaset sonrasında turuncu allıklarım ve turuncu saçlarım var. Bir sonrakinde sarı kısa saçlar... Hala lisans... Değişmeyen tek şey o zamanlar ön dişleri olmayan, okumayı sökmeye calışan 6-7 yaşlarındaki kardeşim ile olan ilişkim. Sanki bir goril ailesini izler gibi dehşetler içinde baktım sahnelere... Batu her an bir maymuncuk gibi üzerimde... Omzuma çıkıyor, bacağıma dolanıyor, gözlerimi kapıyor, kuyruğumu çekiştiriyor... Bense hiç ama hiç etkilenmiyorum varlığından... Konuşmaya devam ediyor, arada da öpüp kokluyorum kendisini... Ne çok seviyomuşum adamı... Şimdi olsa dayanamam gibi geliyor. Dayanır mıyım yoksa! Ortamda sürekli bir çocuğun varlığı başka bir kafa galiba. Bu arada babam durmadan benim olası bebeğimle ilgili hayaller kuruyo. Baya doğurup bi velet babama versem gözüm hiç arkada kalmaz.
Geçen pazar, nasıl oldu bilmiyorum ama birşekilde cesaret edip eski videoları izledik. Eski fotograflara bakmak, hele de eski videoları izlemek gerçekten kişiyi dağıtabilicek eylemler. (Kenarlarda yürürken hiç izlememek lazım, atlamaya etken) Zaten sadece 10 sene geriye dönebilmeye cesaret ettik. Bir kasette Üniversite 3'deyim daha. Saçlarım kıvır kıvır, pek romantik, perma yaptırmışım. Bir kaset sonrasında turuncu allıklarım ve turuncu saçlarım var. Bir sonrakinde sarı kısa saçlar... Hala lisans... Değişmeyen tek şey o zamanlar ön dişleri olmayan, okumayı sökmeye calışan 6-7 yaşlarındaki kardeşim ile olan ilişkim. Sanki bir goril ailesini izler gibi dehşetler içinde baktım sahnelere... Batu her an bir maymuncuk gibi üzerimde... Omzuma çıkıyor, bacağıma dolanıyor, gözlerimi kapıyor, kuyruğumu çekiştiriyor... Bense hiç ama hiç etkilenmiyorum varlığından... Konuşmaya devam ediyor, arada da öpüp kokluyorum kendisini... Ne çok seviyomuşum adamı... Şimdi olsa dayanamam gibi geliyor. Dayanır mıyım yoksa! Ortamda sürekli bir çocuğun varlığı başka bir kafa galiba. Bu arada babam durmadan benim olası bebeğimle ilgili hayaller kuruyo. Baya doğurup bi velet babama versem gözüm hiç arkada kalmaz.