Dün, yıl sonu sergisi vardı bölümün. Hocalar, veliler, projeleri ile gurur duyan yeni mezun öğrenciler... Kokteyl havası içersinde, brokkolileri, minik sandviçleri yerken uzun süredir görmediğim bir hoca geldi yanıma. Boynunda fotoğraf makinesi asılı. Selamlamak için gülümsememe yanıt vermek için soruverdi köpeciğimin hatrını şu cümlelerle: "Bazooka'sız sergi olur mu? Hani nerde minik? Geçen seneki sergi fotograflarında hep Bozooka da var". Bense, "yok bu sefer" diyebildim, "öldü" demek yerine. Çıkmadı ağzımdan, söze dökemedim. Yüzümdeki gülümsemeyi de silemedim. Öyle dondu kaldı çarpılan ifadem. Sonra kaçtı hoca yanımdan. Nasıl dikenli bir his yaydıysam bir anda. Soranlara "iyi" diyorum genelde. Sorduklarına pişman olmasınlar, ne yapıcaklarını bilememenin şaşkınlığı içine düşmesinler diye. Benzer bir an var unutamadığım. Taa derinlerime kazınmış olan. Yaşadığımız toplu dehşet hissi, hala burkuyor her yanımı. Bundan 16-17 sene önce, ailecek Hiltona gittik yine. Güzel anlarımızı paylaştığımız, akşamüstleri canlı müzik olan, ve bizim herseferinde sepette patates kızarması ve chicken fingers yediğimiz mekana. Yaşadığımız kaybın üstüne, eski alışkanlıkları devam ettirmenin pek de iyi bir fikir olmadığı o zaman anladım. Oysa insan mutlu olduğu, güvende hissettiği mekanlara gidip teselli arıyor olsa gerek farkında olmadan. Herzaman oturduğumuz yerde, 4. koltuk boş kalınca, bizi tanıyan garson siparişleri almaya geldiğinde, sohpet etmek için soruverdi "bugün eksiğimiz var galiba, nerde minik?" diye... Her birimizin, zaten ağır olan kalbinin nasıl bir anda buz tuttuğunu çok iyi hatırlıyorum. En çok da o an, annemle babamı kurtarıcak küçük bi yalan uyduramadığıma, basitçe "yok bu sefer" diyemediğime yanıyorum. Rüyalarıma giriyor zavallı garsonun sevecen sorusu ve bizim yaşadığımız, kanımızı donduran o hüzün hissi. "Absence" böyle birşey işte. Sevdiğin kişiyi kaybettiğinde, koltuğu, odası, kalbindeki mekanı boş kaldığında, yerini hiçbirşey doldurmuyor. Kurduğun, süslediğin, yeniden yarattığın hatıralardan başka şey kalmıyor elinde. Yeni hafıza mekanları inşa etmek gerek, yoksa ne koyarsan koy boşluğu doldurmak için, eyreti duruyor. Tekrar tekrar benzer şeyleri yaşamak yorucu. Beklenmedik anda gelen, seni savunmasız yakalayan, bir kaç saf cümle... Birleşince geçmişle, pek bi can yakıcı oluyor.
Dün öğlen yemekte, sergiden önce, pizza ısmarladık, uzun süreden sonra cesaret edip. Tabiki Bazooka'nın iki dilimi kaldı geriye. Boğazımdan geçmedi onun hakkı olanlar. Bazooka'yla ofiste geçen yaz günlerinin tadı damağımda kalmış... Dünkü pizza'nın da, serginin de, ne tadı vardı ne tuzu. Hilton'da o akşam yediğimiz sepette tavuk ise boğazımda kalsa dahi iyidi.
Dün öğlen yemekte, sergiden önce, pizza ısmarladık, uzun süreden sonra cesaret edip. Tabiki Bazooka'nın iki dilimi kaldı geriye. Boğazımdan geçmedi onun hakkı olanlar. Bazooka'yla ofiste geçen yaz günlerinin tadı damağımda kalmış... Dünkü pizza'nın da, serginin de, ne tadı vardı ne tuzu. Hilton'da o akşam yediğimiz sepette tavuk ise boğazımda kalsa dahi iyidi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder