İstanbula geldiğimden beri ağlıyorum
Nedensiz olan “böhüü”lerden
Yolda yürürken, taksiye binerken, elma ısırırken...
Tutamıyorum kendimi,
Belkide sonunda biraz yalnız kalabildiğim için oluyo bunlar
Eski gelişlerimle karşılastırıyorum her anı
Sıcak yaşayan evimin yerinde soğuk, suyu ve elektriği kesik kızgın bir mekan var karşılayan beni
Buzdolabında çürümüş şeyler
İçi kaynıyor, karşıma geçip bağırmasından korkuyorum.
Çalarsa kapatamıyacağımdan deli gibi korktuğum alarmın tiz sesi,
Zamanında hayallerle doldurduğum, sabırsızlıkla beklediğim mavi mekanın beni bu kadar çok kapı dışarı etmeye çalıştığına inanmak istemiyorum içten içe
Sanki beni dışarıya kusup kendi yanlızlığında kalası var.
Farelerin kendini kemirmesine üzülmemi dahi istemiyor
Kendimi tam hissettiğim günleri hatırlattığı için sertleşiyo kalbim
Şu anda yanına yaklaşamadığım hisleri özlediğim için
Kaybettiğim şeyleri hatırlattığı için üzüyor sıradan gözüken sokaklar filan
Belkide başka şeylere de ağlıyorum tam bilmiyorum herşey birbirine karışıyor
Şimdi burada olsam da, İstanbul ile geçirdiğim günler bitti
Biteli bir sürü zaman geçti
Ama bittiğini bugün anladım galiba
Acaba ondan mı ağlıyorum
Daha da uzaklaşıcağımdan mı
İstanbul tüm gün yağmur yağdırıdı üzerime ama ağlamadı, sadece ıslatıp seyretti beni.
Gün biterkense yapay gözyaşı damlattı gözlerine,
İçinde yağmurlar yağsa da, İstanbul’un gözleri hep kuruydu.
1 yorum:
"...neden "en çok" acı ustası şairlerdir
en çok taşırlar çünkü aşkları"
Yorum Gönder