4.10.2010

2008-2009'da ne çok otobüse bindim


Otobüsteyim...
Birazdan bu otobüs beni kendi şehrime kadar götürecek.

Camdan dışarıya bakıyorum. O, "otobüs durağı" yazan tabela direğine yaslanmış, sigarası dudaklarının arasında, gözlerimin içine bakıyor. Aramızda nefesimle buğulanan otobüs camı var. Ne o ne de ben kıpırdıyoruz. Ne de sevgilimi gölgeleyen ruhum. Ruhum otobüste benimle birlikte değil. Sevgilimle kalmak uğruna bedenini terk etmeye karar verdi. Birlikte uğurluyorlar beni. Sigarasını artık sol eline almış olan sevgilimin diğer eline sıkıca yapışmış ruhum. O solak. Ruhum ise solak olan benim sevgilimi bırakmaya hiç niyetli değil. Onun elini bir uzantısı olmak sorun değil ruhum için, elini bırakmamak yerine kendi bedeninden bile ayrı kalmaya razı.

Otobüs kalkmaya karar verdi. Homurdanarak bir ileri bir geri yola çıkmak için ilk adımlarını atıyor. Otobüsün hareketi bizi daha da kıpırtısız bırakmakta adeta... Don yemiş bitkiler gibiyiz üçümüz de: katılaşmış, içi üşümüş. Benden uzaklaşmalarını seyretmek için ısrarla gözlerimin sınırlarına kadar dayanan gözbebeklerim tek hareket eden. Ne o el sallıyor ne ben. Ruhumsa ben ondan hızla uzaklaşırken ardımdan gelmeye çalışmıyor bile. Terk ederken terkediliyorum. Gözlerim o kadar çok doluyor ki çok uzakta kaldıkları için mi yoksa sislenen gözlerim yüzünden mi artık onları göremiyorum emin değilim. Tek bildiğim içimde kocaman bir boşluğun olduğu. Alışmadığım bu boşlukta cereyan var. Esiyor, üşütüyor beni. Kalp atışım sesinin içimde yankı yapması delirtiyor insanı. Ruhum dışımda... boş bir ev gibiyim.   

Acaba sevgilim ruhumun elini tutuyor olduğunu farketti mi? Hiç sanmam...

Hiç yorum yok: