5.09.2011

"eskisi gibi değil lunapark"


Erkenden denize girersin, eve döndüğünde duş… Daha nemlisindir, yatak yastık çağırır ya hani… Pike! Üstündeki tüm dumanları silmiştir deniz, tuz, dağların gölgesi. Evin en serince odasına kaçarsın, yalnız kalmak istersin, pencereden rüzgar girdikçe “oh be” dersin, esmezse yanağın yastığa yapışır iyice, hava daha öğlen üçtür. Gözlerini kaparsın, herşey öyle canlı canlı dolar ki gözlerinin önüne… Ara sıra yastığın ıslanır, salya, ter, gözyaşı, uyku hep birbirine karışır. Aklına ne gelir? Başlarsın saçmalamaya, duyduğum seslerin hangisi pencerenin dışından geliyor, hangisi içimden? Rüyalar gerçek gibi kokar, anılardan parçalar oturur göysüne.  “En güzel günleriydi onlar ama geri gelicekmiş gibi değil” der şarkıdaki karakter. Uyandığında dersin “neyseki evimin en güzel yerinde duruyor hepsi”…

Yaz bitti… Geride kaldı. Eskidi... Şimdi kış/iş. Sonbahar da iyi ama...

Bugün ilk defa masculine deri ayakkabılarımın içine “ince çorap” giydim. İnce çorap çok kritik. Bana büyümeyi filan çağrıştırıyor olsa gerek. Kendimi rahatsız hissetmedim. Beyaz bi gömlek ve kahverengi pantalonumla, huzursuz bir gecenin ardından sabah işe geldim. Uzun bir koridor, birsürü oda, fazla erken gelmişim, kimsecikler yok. Oh ne iyi… Bugün işteki ilk günüm. Bundan böyle uzunca bir süre saat üçte uykuyla uyanıklık arasında gezdiğim uyurgezerlik durumlarını yaşayamayacağım. Burda minicik bir odam var. İçini pelin kokan birsürü şeyle doldurdum. Posterlerim, mumlarım, kitaplarım, fotograflarım, çaylarım, battaniyem… Tütsü yaktım bugün. Oda artık benim olsun diye. Oldu sanki. Bir sene hiç tatilim olmadan bu odayla birlikte takılıcam. Ben sevdim gibi, o da beni sevse iyi. Bu odada ne kadar kalıcağımı ve içinde neler yaşıyacağımı merak ediyorum. Eşyalarımı tekrar kutulara doldurduğumda umarım Hindistana gidiyor olurum.

yaz bitti odaya girdik. soğukta oda iyi ama

Hiç yorum yok: